YETİMİNİM.
Sen gittin
Hayatın öbür ucunda bıraktın beni
Issızlaştı şehir
Yetim kaldı şarkılar
Sen gittin
Ummanımı besleyen dereler gitti
Enlemler boylamlar
Ülkeler gitti
Şaşırdı yönleri kuzey ve güney
Demirden kavilik,yelden hafifilik
Savaşlar barışlar gitti
Sen gittin
Aşımın hamuru gitti
Sen gittin
Yapımın çamuru gitti
Sen gittin
Nisanın yağmuru gitti
Sen gittin
Dünyanın uğuru gitti
Söylesene ağzımın tadı mı kalır
Hangi beyaz keyif çatar çayımda
Sen gittin
aralandı sahte dünyam yokluğa
Bir yağ emmez çıkrık kolu hatıran
Sen içimde büyüdükçe, ben küçülüyorum
Adını kazıyamadı zaman
Nar tadından
Kar suyundan
Sen gittin
Devletim gitti
Sen gittin
Servetim gitti
Sen gittin
İzzetim gitti
Sen gittin
Saadetim gitti
Yıkılmış bir hisar kaldı tevarüs
Bulutlara kan karıştı ardından
Sen gittin
Örtüm gitti
Açıktayım cascavlak
Muhteşem rüzgarlar dağımı yoklar
Tüm yangınlar beni yakar önce
Tipi bir yandan boran bir yandan biler dişini
Bende kalan en son yanını ister
Sen gittin
Elim gitti
Sen gittin
Dilim gitti
Sen gittin
Gülüm gitti
Baştan sona diken dolu gülistan
Yediveren suya saldı ıtrını
Kırağ düştü bülbüllerin sesine
Akreplere kaldı bütün türküler
Sen gittin
Kalakaldım tamtakır
Zenginliğim eteğinle sürüldü
Bir yığın suç, zillet bastı hanemi
Ataşten gömlek giydim, şerbet içtim kızılcık
Tacirlere bayram oldu gidişin
Sen gittin
Ben bittim
Ne olur
Benden uzak tutma nurunu
Nerde aşk varsa oraya yetişir elin
Yalnızlıklardan beni yine
Korursa sevdan korur ancak

KUBBELER.
Dün başlar seferber, eller seferber;
Kurşun eritildi, mermer çekildi.
Bunlar, bu kubbeler, bu minareler
Akçayla olacak işler değildi
Böyle bir gemide yendi suyu NUH.
Ve bu yelkenlerde kanatlandı RUH.
Taşıtıp kalyonla pırlanta, inci
Abide haline koydu sevinci
Gergefle işleyip bir inci sultan
Ki çiçek verirdi saksıya koysan
Bulabildinse ey yolcu yerini
Hepsinin alnında altından bir ay.
Seyret İstanbulun camilerini
Minare minare, kubbe kubbe say
Açılır masmavi burda gökyüzü,
Gümüşten sütunlar üstünde durur...
Kimin gölgesi dinlenir yerde,
Kiminin beyazı sulara vurur
Allaha giden yol buralardadır,
Kapılar açılır şerefelerden,
Burdan uğurlanır mubarek aylar,
Bayram burda başlar arifelerden
Mihraplar, kemerler, kubbeler yapmış,
Sultanı, çerisi, piri, veziri,
Nesilden nesile götürsün diye
Kanatlar üstünde şanlı TEKBİRİ
Nice başbuğların açtığı yerde:
Biri yardan geçmiş,öteki serden,
Yolcular gidiyor yarına doğru,
Kafile kafile bu köprülerden
Kuşun uçuş, gülün açış saati,
Tanrının fermanı yüce kubbede
Duyulur uyanık Fatihin "Uyan!"
Dediği uzaktan Sultan Ahmede
Diken dikmiş, yakan yakmış mumunu,
Şamdanlar şamdanlar, ulu şamdanlar.
Ki aydınlığıyla, asırlar boyu
Yolunu bulurdu yolda kalanlar
Burda kubbe, kemer ve mihrap olmuş,
O kıvrak şekli ki serhadde yaydı;
Atlas bayrakların dalgalarında
Rüzgarla öpüşen ince bir aydı.
Kimi yıkanırdı şadırvanlarda
Tekbire HU HU katıyor kimi;
Beyazıt önünden güvercinlerin
İncidir yemi...
Söyleyin ey nazlı haber kuşları:
Tuna boylarından müjde geldi mi?
Uzaklarda kırık minarelerden
Gökte bir kapıyı vurur leylekler;
Bir gün açılacak o büyük kapı
Ve kanatlar yere inmeyecekler.
Taraf taraf, kol kol şu yamaçlardan
Açtıkça fetihler tarihi Türkün
Kubbeler erecek bir gün murada
Ve minareler dal verecek bir gün.
Geçerken altından bu loş kemerin
Menekşe menekşe gül güldür içi..
Kapanmaz kapısı Allah evinin
Ki beş vakit gürül gürüldür içi.
Çinliler çinliler taze çinliler:
Boyası göz nuru, fırçası kirpik...
Ey sanat " Kuruyan dallarımıza
Bir yeşil yaprak ver " demeye geldik
Biri hattın; biri mermerin, tuncun,
Kurşunun sırrını aramış bulmuş;
Yesari elinde "Lafza-i Celal"
Sinan'da kubbeyle minare olmuş
İşte bir kubbe ki söyler saati...
Yolcu ilk, dalgalar son cemaati,
Mavidir çinisi, yenidir adı;
Mermerini sisler karartamadı.
Şahzade, Laleli, Haseki Sultan...
Hepsinin üstünde Süleymaniye...
Süleymaniyeden, Ayasofyadan
Yollar iner dal dal Yenicamiye.
Yelken yelken, seren seren gemiler;
Yamaçta, kıyıda, yolda Camiler,
Bu Horasan, mermer kurşun dağları
Omuzunda taşıdığı çağları.
Taşıyacak daha çağlar boyunca
Ve yer çekmeyecek, yere koyunca.
Yolları arkada bırakan hızla;
Kanatlarımızla, atlarımızla
Aşarken toprağı, taşı, denizi
Bu kurşun memeler emzirdi bizi.
Böyle bir gemide, yendi suyu NUH...
Ve bu yelkenlerde, kanatlandı RUH...

GAMZELİ YÜREĞİM AKREP KISKACINDA
"Ay Karanlık" öylemi;
oysa hisetmeyen ürpermeyen sevdalar,gönüller karanlık..
Bitti geçti öylemi..
aahhh bakir leyli geceler de huzur vermez artık..
Hem papatyalar üşüyormuş;sevdalı ruhlar üşüyormuş kimene..
Bir de;
Kays'ı olmayan biçare gönüller
rüzgarı son nefesiyle söndürme uğraşında
"ERKEKLER AĞLAMAZ" öyle mi??
Ahhh..
Kırkikindiler dokunsa
yeşil gözlerde kırbaç yiyen çingene sevdalı biçare gönlüme
Ama nafile öyle mi??
Ve
düşünüyorda haketti mi??
Neden
neden
neden
Sonra
Yusufi zindanlarım da Züleyham "KAR TANEM" nerde..
Ve
Ben nerdeyim..
Hani,
yangın yüreklerde
türkü ferahlığı arayan sevdalı gül dallarıydık bizler.hani..
AMA ama ...
Şunu bil..
Vurgun yemiş denizci ağlarından çıkan kara sevdalara inat
SENİ SEVİYORUM
SENİ ÇOK SEVİYORUM
ne hikmetse
SENİ HALA ÇOK AMA ÇOK SEVİYORUM..
Seni ÖZLÜYORUM..
BİR GENÇLİK ÖZLÜYORUM Bir gençlik özlüyorum; haksızlıktan davacı. Yerine göre vakûr, sırasında kavgacı. Bir gençlik özlüyorum; dili ok gibi doğru. Gönlünde Hak'tan başka bir şey yok gibi doğru. İradeli ömrünü zaferle süsleyen. Davasının uğrunda her derdi göğüsleyen. Bir gençlik özlüyorum; mert ve alkolden uzak Bir gençlik özlüyorum; her kötü yoldan uzak
Bir genç; eğriden uzak, mutlak gerçeğe yakın, Yalanların düşmanı, en sadık dostu Hak'kın. Olanlardan haberdar, şuurunda herşeyin, Omuzunun üstünde doğru düşünen beyin, O beyin ki; her türlü boşluklardan paklanmış, Güzellikle dost olmuş, çirkinlikten saklanmış. Yıllardır bu topraklar böylesi gençliğe aç Yurdum manayı inkar etmeyen beyne muhtaç Kıyısından geçmemiş, alkol, kumar, iğrençlik, Kitapla ve kalemle sırdaş, nurlu bir gençlik. Ustaca kullanacak kılıcı ve kalemi, Avucunun içi gibi öğrenecek alemi, Bu gençlik yenergeri kalmışlık belasını, Getirir omuzunda fennin en âlâsını. Yalnız bir Yavuz değil, yüzlerce gözlüyorum, Hepsi ayrı bir "Fatih" bir gençlik özlüyorum.
