Orhan Veli'nin Ardından
Yıl bindokuzyüzkırkaltı
Ankara'da Şükran lokantası,
Köşede bir masa
Masanın üstünde bir tabak
Tabakta marul salatası.
Bir sandalyede sen vardın
Orhan Veli
Bir sandalyede ben,
Kadehlerimizde Kulüp rakısı
Ve dudaklarımızda yarım kalmış mısralar
Hala gözlerimin önündedir
O sarhoş gecenin hatırası
Şimdi mahzun kaldı şiirlerin
Gittin "Sereserpe" "Hürriyete doğru"
"Kitabe-i sengi mezarın"
"Altın dağın rüyası"
Hey! Koca Orhan Veli hey!
Ne sana kaldı, ne bana kalır
Bu gözünü sevdiğimin dünyası.

On Birinci Sone
Seni bu yabancı ülkeye gönderirken
En kalın pantolonları (güzelim) bacaklarına
İyi örülmüş çorapları ayaklarına
Çok soğuk kışları düşünerek aradım.
Göğsün, kalçaların
Ve sırtın için saf yün aradım
Sevdiğim o şeyler ısınsın
Bana da biraz sıcaklık kalsın.
Bu kes seni sevgiyle ben giydirdim
Bazen (çok seyrek) soyduğum gibi
(Oysa ne çok isterdim)
Yine de giydirmem sana soruyorum gibi gelsin.
Her yerin iyice örtündü diye düşündüm şimdi
iyice örtündü, üşütmemesi için.

Musiki
Alev alev yanmadadır
Ruhumda deniz köpüğü
Benimle uyanmadadır
Tanrıların en büyüğü
Dünyalara sığamayan
Sessizlikler içindeyim
Uyan, siyah ruhum uyan
Mavilikler içindeyim
Sür ey masmavi zaman sür
Bir cihanı dinliyorum
Bütün genişliğiyle hür
O ummanı dinliyorum.
Ömrün sustuğu yerdeyim
Sorma: Niçin, nasıl, hangi
Bedenim, ruhum, her şeyim
Tanrı huzurunda sanki.

LİLİ
(Mektup yerine)
Sigara dumanları kemiriyor havayı.
Oda:
Kruçyonik'in cehenneminden bir bölüm sanki.
Ve hatırla:
Şu pencerenin ardında
azgın bir arzuyla
ellerini okşamıştım ilk defa.
Bugün birlikteyiz işte.
İşte sen:
Zırhlı yürek.
Ve yarına kalmaz
kovarsın beni yanından
hakaret yağdırırsın bana.
Ve evin holünde uzun bir zaman
bir kol
gizli bir ürperişle kıvranarak
ceketi arayacak.
Savurup kendimi sokağa
gideceğim.
Vahşi
ve ağzıma ne gelirse sayıklayarak
umutsuzluk tarafından kıymalanmış bir halde
gideceğim.
Hayır sevgilim hayır
öyle değil
yalan hepsi yalan biriciğim,
gel bana veda et haydi.
Bil ki
nerede olursan ol
nereye gidersen git
bir demir yığını kadar
ağır çeker
senin için aşkım.
Ve bırak da haykırayım son defa
acı haykırışlarıyla gururu kırılmışlığın.
Takati tüketen öküzler
gidip kendilerini
soğuk suyun içine atarmış.
Ama benim için
aşkından gayrı bir okyanus
yok
ve boşunadır ağlayıp haykırmam biliyorum
boşunadır ummak tükenmemeyi.
Dinlenmek isterse yorgun fil
kızgın kumlara uzanırmış krallar gibi
Ama benim için
aşkından gayrı
hiçbir güneş
yok ki.
Ve bilmiyorum bile neredesin şimdi
bilmiyorum kiminlesin.
Şair olmuş olsaydı
bunca azap çektirdiğin şu kişi
çoktan satıp gitmişti sevgilisini
servet ve şan karşılığında.
Sevinç vermiyor oysa bana
hiçbir çan sesi
senin o mübarek ismini
tekrarlayan çan gibi.
Ne boşluğa fırlatırım kendimi
ne zehir içerim
ne de tabanca namlusu
dayarım şakağıma...
ve hiçbir bıçağın gücü yetmez
bakışların bir yana
kesmeğe beni.
Yarına kalmaz unutursun
başına koyduğum tacı
ve aşkınla besleyip
yaktığım
o çiçek açmış ruhu da.
Ve hareketli günlerden bir karnaval rüzgarı
dört bir yana dağıtır kitaplarımın sayfalarını...
Söyle:
kelimelerimin
kurumuş yaprakları
yolunu kesip de durdurabilir mi
seni?
hiç değilse bırak
son sevgimden dokuduğum halıyı sereyim
ayaklarının altında
yitip giden toprağı...
