HERCAİ Şİ'RİMİN KELEPÇESİ
şahin bakışlar düşer üstüme
rakamları kuşatır ufkumu takvimlerin
her yaprağı bir zap
ve damıtılmış
izleridir zehrimin
sorguya başlar içimde kelimeler
neden bozdun suretini isminin
bu resim kimin
Kimindi bu resim sahi
kim astı bu sureti boynuma
kimindi beynimde yeşeren
ve yılan dişli şahine dönüşen ruhsat
neden güvercin olmaz vakit
nerede rakamsız saat
Elveda saatlerin ısırılmış akrebi
elveada kütükleri düşmüş takvimler
merhaba yılan dişlerinde beliren simurg
ve şahin kanadında güvercin
merhaba hercai şi'rimin kelepçesi
çıkarın kezzabın usaresini
ıtırlanmış zehir için

DÖRT YAPRAKLI YONCA
Hiç dört yapraklı yoncam olmadı,
Babama hiç "böyle yapma" diyemedim.
Sabahları bir serçe gelip de penceremi tıklatmadı.
Ağzına bir parça ekmek veremedim
Rüzgar esti,yağmur yağdı,
Ben sindim.
Yine de "niye?" diyemedim.
Geceleri rüyalarımı sattılar açık arttırmalarda,
Bir gün bir melek aldı güldürdü,
Bir gün kara sopalı biri aldı öldürdü beni.
Yine de "yeter" demedim.
Hiç doyasıya ağlayamadım,
Karanlıklarda kurudu gözyaşlarım.
Kar yağdı,
Yapraklar saçlarımı aldı,
Koptuklarını gördüm,
Ama "durun" diyemedim.
Hiç dört yapraklı yoncam olmadı,
Babama hiç "böyle yapma" diyemedim.

a.
döküldüm küçük bir bardak gibi
düşerek zamanın sarkacına
susuz cam kırıkları saplanıp durdu
onulmaz kalp atışlarıma.
koca bir yürek şehrinde şimdi
sabırsız yolcuları özlüyorum
her yanıma,her yanın dolsun istiyorum
çıkıp mahşerinden hüznün ve şehrin
dağılmak ovalarına,paramparça:
....Çiğdem kokulu rüyaların tam ortasında.Sessiz gözyaşlarıma vitray süsü veriyorum.
Bir yanım cehennemi sıcaklığıyla güneş,diğer yanım kavurucu ESTEL varoşları...
....Bütün bianaların şark duvarlarında hayalin,bütün pencerelerde gülüşün saklı,Gülüşün ki,
uzanıyor kavsuklaşmış yaprakların arasından.Uyanıyor bedevi kılıklı insanlar...Şehir seni
konuşuyor.Şehir sana koşuyor.Bir trajediyi oynuyorum yalnız başıma.Aklımda beylik tiradlar
ve acı bir sultan gülümsemesi dudaklarımda...
b.
döküldüm,kolsuz ve bacaksız sokaklara
uğultuyla yürüdüm su sesli kalabalıklarla
bir yanımı çan götürdü,diğer yanımı ezan
durdum:durmalarıma hayret ederek:
...Çiğdem kokulu düşler pazarında ben ve elimde kalem.Her geçen beni soruyor.Besbelli
ölünmüş günlere çıkıyor sesim.Köşelerde soluk gülüşleriyle çocuklar.Dalgın ihtiyarlar ve
iyice irileşmiş gözleriyle genç kızlar.Değilsin.Hiçbiri sen değilsin bana sarı dişleriyle
sırıtan kalabalıkların:Çalan şarkılar,düşme ihtimali olmayan yıldırımlar,sokak afişleri ve
gergadan sırtlı dağlar,tepeler...Beni de götür,beni de al,beni de çağır,bu sağır ve görkemsiz
hayattan...
c.
susuzum:Çölünde seraba götür
ruhuma fısılda aşkını,gülüm
hüzünden giydiğim bu hasreti yırt
yalnızlık soframı talan et
güldür gülmelere hasret yüzümü
gözüme mutluluk iksirleri sür.

SES
Kopan çığlar altında kalanlar olduğu
Oysa görülüyordu.
Bir kadının ilerde
Bir şeyler hıçkırdığı;
Bir erkeğin, birine,
Görünmeyen birine bir şeyler seslendiği
Oysa görülüyordu.
Ama duyulmuyordu.—Ses!
Sanki ses olmayınca hiçbiri olmuyordu.
