NE ARAR ŞAİRLER ARAMIZDA ?
Ahmet İnam'ın şerefine ...
Şiirsiz bir uçurumdur dünya, rüzgara terkedilmiş çocuklar
onlardır, tanrıların göksel sesini arar
Hakikatli dağların yankısı baki kalır, akşamüstleri
mine gözlü annelerle hiçlik gecesini arar
Çeker perdelerini ışıltısına serhoş gözlerimizin
gurbet türkülerimizin çırasını tutuşturur
Saklı ırmaklarımızı dinler dilsiz külüngüyle
derviştir kandilyürek Şirin ülkesini arar
Sese dönüşen kulaktır hayatı ayartmak için
pes söze yüzgörümlüğü iliştiren heves
Son vuslatta tufanlarla savrulan kum ve külden
kalan ne varsa şiirdir, yurt imgesini arar
Hiçkimseli gül sayfaları, sisli anılar, avuntular
arasında "seven bir uzaklıktır" diyorsa önemsemeyin
Okuldan kaçtığı günleri hiç unutmaz, ki beyaz yünlü
düşlerine bürünüp hasret güncesini arar
Kimi ıssız çöller kaptanıdır, kaktüslü yüreği
batınca yüreğimize serâpâ serap kesilir
Kimi kanayan sevdasıyla seyir defterinde hâlâ
ahşap hüznümüzün yitik güvertesini arar
Düşsel yıldızları oyalar durur parmakuçlarıyla
uykusuz gecelerimizin kuştüyü yastığına
Ömür törpüsü bir pervane dur / durak bilmeksizin
intiharla kıyısız hayatın dengesini arar
Ne köylüdür ne kentli, bağışlanır bu yüzden
meridyenlerde gezinen yurtsuz günahları
Kimlik/keramet sevmez, şairâne dünya evine
girdiği nice zamandır kendisini arar

HÜZ / NÜ AŞK
hüzünlü ve kırmızı dudaklı fahişenin
annesine göndermek için
sütyeninde biriktirdiği parayı
fırlatıp atması gibi
çarptın yüzüme
yaşadığın acıların vardı ve acımayan geçmişim
unuttuğun kulağıma fısıldadığın
yüzünü görmediğim dağ büyüyordu içimde
yaşanması gerekenler vardı
önce öğrenmeliydim
geçmişimi anılarımı ve kendimi nasıl vuracağımı
ömrüm tanıdık ölümlerle kesişiyor
her şey olanca hızıyla akarken
diş izim göğüslerinde kaldı
çektirdim tüm dişlerimi
kanatmamak için beni ve seni
durdum
anlamsızca akan şehrin içinde
söküp attım kendimi
ayrılık ihanet ve gece ile beslenen sokaklara
gece;
aklımda
kırmızı dudaklarıyla
sonsuz öpmesini bilen
bir yakasına sonbaharı
birine İstanbul'u takmış
fahişeydi ömrüme

MAT
boynumdan öptü annem
''oğul'' dedi ''gitme karanlığa''
güneş her sabah kapımızda
oğul gitme
dağılıp gider ruhumun kancalı korsanı
içimde açılır
kahve rengi anahtarlar kolay olmaz kolay anlaşılmaz
aymaz geceleri o yüksek infilakın
çünkü faunus'a ağlar bütün balıklar sabahleyin

SEMA
köpekler uluyor göğümün semasında
biliyorum ya gökle sema aynı şey
mesele duymak bilmek meselesi değil
öyleyse göğü baştan çıkarmalı
varsın öpsün bacaklarını yıldızlar
bulutlar okşasın
dünyada bir kıskanç ben mi kaldım
tek pezevengi ben miyim bu dünyanın
olsun be oğlum olsun
her olgunlukta bir çürümüşlük var
kızım sema sen bilmiyorsun ne istediğini
gün gibi aşikar bakiresin
köpekler uluyor göğüslerinin zindanında
Sal onları dışarı Sal
mevsim sonu satışları
sana kötü kadın desinler bana pezevenk
ne yazar ki aşka
az sevişip çok ölmek
