IŞIĞI KIRIP DÖKEN ÇOCUK RESİMLERİ
ben yıllarca melekleri
bir yumuşatma işareti
yağmur damlalarında
uğunan ruhum
gövdemde boşluklar açarak
boynuma atılan uçurum sandım
kendimi yeni alınmış
evcil karanlıklar içinde
ışığı kırıp döken çocuk resimleriyle değiştiriyorum
aklımı bir kalorifer peteğiyle
kalbimi kalbinden ayıran
yıkılmış bir bahçe duvarıyla değiştiriyorum
ben oysa
mevzuata göre kestim tırnaklarımı
nerde hangi tırnağımda
hangi yağmurda hata yaptım ben
dişlerimi fırçalamayı ihmal edersem, yazarak
yakınlaşamadığım etimin
ışığı sevgilim
beynimi gidiştiren harf-
in karanlığından yapılmış sağlam bir mancınıkla
savunmasız bir bomba gibi duran
uykumuzla gençleşen sabaha fırlatırmış beni
fırlatırmış hapların cildinden bile
daha kaygan
tanrıların kalbine
kar tanelerinin kedilerinden bir hayatım olurmuş o zaman
masallara çocuk kuşlara gökyüzü dağıtarak dolaşırmışım
talaşımdan evler kütürdeyerek kırılan
şehirler sıçratırmışımı dalgınlığımdan
benim bükülgenliğimden ürermiş kötülük
ellerimi birer ırmak gibi iki yana açıp
o geniş ve derin damlanın içinde
kabarcıklarla ağlayan balık biçiminde doğarmışım
ben
hep
bir merdiven kadar düzenli olmak istedim
her akşam eve
gözlerini diliyle neklendiren
bir şiirgen olarak dönmek istedim
salgıladığım sıcak ülkelerden
aşk yapısı bozuk uykular için getirdiğim rengârek rüyalar
gövdemin köpükleri
mesimlerin evleri sandım melekleri
ölümü eritip kanıma
gerneşen kadın heykelleri döken ırmak
biçiyor parmaklarımı
yıldızlarından çatlayan gecede
tiksininceye değin (birden) uyumak geçiyor içimden
bir ayyaşın kusmuklarında birikmek geçiyor içimden
şehrin aşınmış akşamlarını ığşalayan ruhun
kalbine kış bulaşmış eşkiyadan farkı yokmuş sevgilim
bir mevsimin öbür mevsimden
bir gökyüzünün öbür gökyüzünden
kalbimin kalbimden kopuşundaki şehvet
bak nasıl da dönüşüyor rüzgâra
alnımı parçalamak için aklımla vuruşan balarılarına

DEVRİMCİ
namlusu hep sıcak silah
kurşunu aşk
tüm zamanların içinde akan
uğultulu ırmak
kayıp gidiyor toprak
su öldü, hava zehir
bitler bitler putlarla bitler
kirli mülkiyet, kara siyasa
onunla sorgulandı edebiyat'ta
atlar atlar narin atlar
saatlerle yarışır zahir
kalbi olanı arayan süvari
mevlânâ ile şehirli
gazzâli ile şarklı
put arenasıdır batı
çizerek okuduğu kitaplarda
sartre, camus, kafka
dostoyevski yankılanır
durup baksa da seine nehrine
içinden hep dicle fırat akar
bir eyüp sabrıdır onda toprak
bir ibrahim öğretisi yeşertir
pak bir ayna tutar yüzümüze
putları devirmenin ustası
hüseynîdir daktilosunun sesi
çiçeklerdir onda sözcükler
emeğin kutsallığını açar
inanca ayarlıdır dostluğu
cümlelerini okşayan rüzgâr
hep ortadoğudan eser
kaybolmuş bir kimliktir
istanbul'u arar
umut bir güneş
her sabah bilâl'in sesi ile karşılar
penceresine konan güvercinlerle
hıra dağını düşler
dünyanın tüm yoksullarıyla beraber
çantasında gezdirir azığını
biraz nane, biraz kekik
bir diş sarımsak
üç öğünde yer bir dilim karper peyniri
düşlerinde annesiyle halep'e gider
baba emin efendinin çöküşüne benzer
osmanlı'nın çöküşü de yüreğinde ehl-i beyt hüznü
malsız-mülksüzdür
suskunluğu yedi güzel mağarası
zihninde yüksek gerilim
öfkesi el bombası
saatleri gerilla ânı
üstü-başı filistin kokusu
namlusu hep sıcak silâh
kurşunu aşk
tüm zamanların içinde akan
uğultulu ırmak

BİR TARIK MASALI
Nuri Pakdil'e
Karanlıktı hiç iz yoktu
yusufun kuyuda çoğaldığı saatlerdi
ve bir adam kentin kirli rahminde
aynasını çoğaltıyordu durmadan
yakın geçmişten uzak geleceğe
belki bir varoluş imgesiydi taradığı
gördüm o gergin yayı, hamdolsun
ayla güneş arasında
söylenmeyen ritmi dokuyordu
Ey benzi uçuk adamlar
siz hiç tarık oldunuz mu
( Girsen odama çocuğum
uykudan yeni kalkmış bebek yüzüyle
desen ki anlat bana gece nedir
nedir zamanın sırrı
boşaltsam ruhuna bir tarık masalı
ve öpsem rüyalarından )
Sabah akıyor gönlümüze asyalım
yarısı batık bir cümle gibi
vardık kıyısında durduk
ey 'kabusa beyaz bir su' oyan adam
mağarada ebubekire sınadın bizi
barikatlarda ömere
kendine saklı içharitanda yüzdük, hamdolsun
gecenin bu en ortasında
o vakur sevdayı okuduk
denize yaslanmış kitaptı
duruşun, okusak
çözeriz esrarını zamanın
benzi uçuk adamlar
siz hiç tarık gördünüz mü

GÜLLER
Sabahin seher vaktinde
Gul bahcesine girdim gulum.
Kokun bir guzel,
Rengin ayri bir guzel.
Goncalarin, tomurcugun,
Bulanmis Allah askina,
Acildin pembe, beyaz, al,
Durusun asil mi asil,
Gozlerin sevda pinari,
Dudaklarin bal.
Koklamak istedim,
Oksamak istedim,
Opmek istedim.
Oyle narindin ki gulum
Korktum dokunmaya,
Elim varmadi koparmaya.
Korkum sen degilsin gulum
Bilki seni kaybetmek.
